İLETİŞİM VE SOSYAL MEDYA
HESAPLARI

okumapusulasi@gmail.com

Bir Sorum Var

Haftanın Pusulası 22

  •  EVRAD U EZKAR  (30 DK)
  • 1 Cevşen Hatim Paylaşımı
  • 1 Evradı kudsiye Paylaşımı (Büyük cevşen) 
  • Ya Allah        66
  • Ya Rahman  298 (Kainattaki bütün varlığa inayet ve ihsanda bulunan)
  • Ya Rahim     258 (Şefkat ve merhametiyle varlığa lütufta bulunan)

İzleme

MÜZAKERELİ OKUMA (60DK)

EVRÂD Ü EZKÂR OKUMA VE TEHECCÜT

Soru: Mü’minin hayatında evrâd ü ezkârın yeri nedir? Evrâd ü ezkâr okumaya kendimizi nasıl alıştırabiliriz?

Evrâd ü ezkârla meşgul olma, insanın günlük yaşantısının ayrılmaz bir parçası olmalıdır. İnsan, kendisini zorlamalı ve gününün iki-üç saatini evrâd ü ezkârla donatmalı ve zenginleştirmelidir. Bunu yaparken de “Allahım! Ben daha fazlasını yapardım ama yaptığım bunca iş arasında daha fazlasını da yapamıyorum. Beni mazur gör…” demelidir. Yani meselâ günde yüz defa لاَحَوْلَ وَلاَقُوَّةَ اِلاَّ بِاللّٰهِ, yüz defa سُبْحَانَ اللّٰهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللّٰهِ الْعَظ۪يمِ, yüz defa اَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ diyen bir insan şöyle düşünmelidir: “Rabbim! Bunca insanın baktığı bir yerde, bu vapurun içinde küreklerden önemlisini çekmeye bir yönüyle mahkûm bir yönüyle de memur ettiğiniz bir noktada bulunan bir insan için okuduğum bu evrâd çok azdır ama, ben Senin engin inayetine sığınıyor ve عَدَدَ خَلْقِكَ وَرِضَاءَ نَفْسِكَ وَزِنَةَ عَرْشِكَ وَمِدَادَ كَلِمَاتِكَ dualarında ifade edilen “Mahlukatın sayısınca, rıza ufku seviyesinde, Arş’ının ağırlığınca ve kelimâtının mürekkebi kadar…” sonsuzluk ifade eden rakamları zikrederek, o rakamlar sayısınca söylemiş kabul edilmemi bekliyorum. Sen benim bu az amelimi çok kabul eyle.”

Evrâd ü ezkârın dağıtılarak okunması “iştirak-i a’mal-i uhreviye” açısından çok bereketli bir davranış olsa gerek. Bazı yakın arkadaşlarım, okudukları dualardan bana da birer küçük dilim takdir etmişler. Ben de onların duaları arasında benimki de kabul görür mülâhazasıyla, böyle bir virdi aksatmamaya çalışıyorum. Esasen bu şekilde verilen bir evrâd ü ezkârı okumak, nezir ölçüsünde bir taahhüt olduğundan dolayı gereklidir de. Onu terk etmek uygun olmaz. Böyle bir organize içine dahil olan herkes, bu umum yekûna hissedar olabilmek için iştirak-i a’mal-i uhreviye vadisinde nasiplerini tastamam alacaklardır.

Konuyla alâkalı geçende aklıma gelen bir şey oldu. Ben, bunu Cenâb-ı Hakk’ın bir tenbih ve ikazı telakki ettim. Şimdi müsaadenizle onu ifade edeyim: Her bir mü’min, hayat-ı içtimaiyede konumu itibarıyla durumu neye tekabül ediyorsa, temsil seviyesine göre evrâd ü ezkâr okumalıdır. Meselâ hayatın herhangi bir basamağında sorumluluk yüklenen biri temsil ve idare alanının genişliğine göre Rabbine karşı şükür ve zikirde de daha hassas olmalı, en az beş-on insanın okuyabileceği kadar evrâd ü ezkâr okumalıdır.. evet bazılarımız, kaderin bir cilvesi olarak liyakati olmadığı hâlde böyle bir konuma getirilmiş ise, en az on insan kadar evrâd ü ezkâr okumalıdır.

Ayrıca din ve diyanet öyle hassasiyetle yaşanmalıdır ki, münafıkça düşünen ve fitne ü fesat peşinde olanlar o ortamda yaşayamaz hâle gelmelidir. Hem evrâd okunmalı, hem temkinli namaz kılınmalı, hem de zikr ü fikr edilerek hiçbir boşluğa meydan verilmemelidir. Yani atmosfer sürekli meleklerin Sidretü’l-Müntehâ’ya evrâd ü ezkâr taşıdığı bir yer ve “O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a amel-i salih ulaştırır.”[1] hakikatinin helezonuyla semalara taşındığı bir nokta olmalıdır.

Bunun için zaman çok iyi değerlendirilmeli ve günlük evrâd gün içine yayılarak, her fırsatta mutlaka bir şeyler okunmalıdır. Meselâ, günlük işlerinin arasında kafası yorulan bir mü’min, fırsat bulduğu zaman odasının içinde dinlenmek için bir fasıl evrâdla meşgul olmalı veya iman ve düşünce ufkunu açacak şeyler okumalıdır. Böyle davranmak mü’min için bir sur, bir sera ve bir koruyucu sütre olarak Allah’a sığınmanın, emniyet içinde olmanın en isabetli ve garantili yollarından biridir.

Hayatı bu şekilde standardize etmek biraz ısrarcı olmaya ve biraz da egzersiz yapmaya bağlıdır. Meselâ Dua Mecmuası’ndan okunacak yerler, günde bir kez okunduğu takdirde bir senede ezberlenir, zevk verir ve kitap taşıma külfetinden de kurtulmuş olunur. Zamanla böyle birinin hayatında evrâd ü ezkâr okuma da, tıpkı yeme-içme gibi hayatın vazgeçilmezleri arasına girecektir. Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın bize bağışlamış olduğu bunca lütufları karşısında Allah Resûlü’nün ifadeleriyle اَفَلاَ اَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا kutbunda, devamlı şükreden bir kul olmak da, kulluk şuuru adına çok önemli bir husustur.

İnsan, tembelliğe karşı devamlı savaş hâlinde ve gerilim içinde olmalı, tembelliğin yol bulup onun ruhunu felç etmesine fırsat vermemeli ve bunun için devamlı arayış içinde olmalıdır. Meselâ ben bir dönemde her gece teheccüde kalkmanın yolunu şöyle buldum ve uyguladım: Yatsı namazından sonra vitr-i vacibi kılmadan yattım. Vitri kılmadığım için gece uyanmak benim için bir mecburiyet hâline geldi. Ben de mecburen gece kalktım ve bu arada teheccüt namazı da kıldım.

Evet, yukarıda da ifade edildiği gibi temrinat yapa yapa diller ve gönüller mutlaka evrâd ü ezkâra, ibadet ü taate alıştırılmalıdır. Bununla alâkalı bir misal arz etmek istiyorum: Meselâ askere giden bir insan, rütbece kendinden yüksek olan insanlara “komutanım” diye diye dili ona alıştığı için sivil hayata döndüğünde de uzun süre önüne gelen herkese “komutanım” der durur. Evet, nasıl ki, insanın dili devamlı söyleye söyleye bazı şeylere alışıyor, öyle de kalbi ve letâifi de alışır ve egzersiz yapa yapa zorluk gibi engebeleri aşarak maksadına ulaşır.

Burada şunu ifade etmekte de fayda var: İstiğfar, sadece tevbe ve istiğfar kalıpları içindeki şekliyle değil, Rabb’e her türlü teveccüh şekliyle de olabilir. İnsan, günlük hayatta bazen bir sürü mâsiyet içinde bocalar durur. Bazen Hak yolunda tam olamayabilir, bazen de niyetinin hâlisliğini her zaman koruyamadığından keyif ve arzularına göre yaşayabilir. Dolayısıyla böyle birinin bu kirli atmosferde duyguları ve havası kirlenebilir. Şimdi bu şekilde kirlenen ve bu kirlerle sarsılan, çizgisini kaybeden bir insanın Cenâb-ı Hakk’a istiğfarla çok teveccüh etmesi lâzımdır ki, böyle bir kirlenme ile meyelan-ı şer gelişmesin. Çünkü Kader Risalesi’nde bu mesele anlatılırken Hz. Üstad, “Dua ve tevekkül meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelan-ı şerri keser, tecavüzatını kırar.” demektedir. İnsanın hem hayra hem de şerre karşı bir yönüyle istidat ve temayülü vardır. İnsan, kalbinin sesini dinleyip hayra teveccüh etmeli ve evrâd ü ezkârla sürekli kalbinin derinliklerine doğru yelken açmalıdır.

TEHECCÜT VE ALLAH İLE İRTİBAT

Kur’ân-ı Kerim’de beyan buyurulan; كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ۝وَبِاْلأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ “Onlar geceleri az uyurlar ve seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.”[7] âyet-i kerimesi, istiğfar için çok önemli ayrı bir zaman dilimine dikkat çekmektedir. Bu âyet-i kerimede, bir taraftan, seherlerde kalkıp istiğfar eden, yana yakıla Allah’a içini döken, seccadeye başını koyduktan sonra bir daha başını kaldırmayı âdeta unutan mü’minler takdir ediliyor ve bu takdir de gök ehline, ruhanîlere ve bütün mü’minlere duyuruluyor. Diğer taraftan da bu beyanla, mü’minlere bir hedef gösteriliyor. Zira Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’da mü’minlerin bazı vasıfları vakayı rapor şeklinde anlatılırken, hem bu vasıflara sahip olanlar takdir edilmiş hem de henüz bu niteliklere sahip olmayanlar için ulaşılması gereken bir hedef gösterilmiş olur. Öyleyse insanların uykuda olduğu seher vakitlerinde hiç olmazsa iki rekât teheccüt namazıyla Rabb-i Kerîm’e karşı kulluğunu arz etme, hiç kimsenin haberdar olmadığı o dakikalarda kalkıp istiğfar etme çok önemlidir.

Sebat ve kararlılık içinde gerekirse kırk sene geceleyin kalkıp, teheccüt namazı kılıp, hacet namazında başını yere koyup: “Allah’ım bahtına düştüm! Ne olur bu insanların kalblerini din, iman adına yumuşat!” diye yalvarıp yakarmalıdır

Bu açıdan kalb kasvetine karşı her zaman ciddî bir gerilim içinde olunmalıdır. Fakat hâl-i pürmelâlimize bakınca şu soruları kendi kendime sormadan edemiyorum: “Neden biz envai türlü nimetlerin bulunduğu bir sofraya davet edilmişiz gibi bir aşk u şevkle, derin bir iştiyakla teheccüt namazına kalkamıyoruz? Neden abdest alırken aynı neşveyi duymuyoruz? Neden başımızı yere koyduğumuz zaman, ‘Allah’ım keşke bu secde hiç bitmese!’ diyecek kadar Allah’la münasebet içinde değiliz?”

Şayet O’nunla münasebette bir Şâh-ı Geylânî, Ebû Hasan Şâzilî, Ahmet Bedevî, Ahmet Rufaî Hazretleri gibi arzu ve iştiyak içinde değilsek, “Dahası yok mu Allah’ım?” diyerek meseleyi alıp ileriye götürmüyorsak, yaptığımız iş ve ameller bir yere kadar kıymet ifade etse de, ifade etmesi gerekli olan seviyede bir değer ve kıymet ifade etmediği rahatlıkla söylenebilir. Bundan dolayı asla unutulmaması gerekir ki, Cenâb-ı Hak emanetini emanette emin, cedid ve ceyyid olan insanlara verir.

İnsan bu niyet ve mülâhazayla her gece kalkmalı ve lâakal bir teheccüt namazı kılmak suretiyle berzah hayatını aydınlatmaya matuf, Cenâb-ı Hak karşısında kemer-beste-i ubûdiyet içinde sadakatini ortaya koymalıdır. Allah’ın misafiri olmak varken, döşeğe misafir olmanın ne kıymeti olabilir ki! İbrahim Hakkı Hazretleri bu düşünceyi ne güzel seslendirir:

            “ Ey dîde nedir uyku gel uyan gecelerde,

            Kevkeblerin et seyrini seyrân gecelerde.

            Bak hey’et-i âlemde bu hikmetleri seyret,

             Bul Sâni’ini ol âna mihman gecelerde.”

HAFTANIN ÇAĞLAYANI (15 DK)

CESUR HAKİM HESNA HANIM

                               DUA  ( 5 DK )

Allahım! Bütün eşyadan önce var olan Evvel Sensin; Senden önce hiçbir  şey yoktu. Her şey göçüp gittikten sonra bâkî kalacak Âhir Sensin; Senden sonra hiçbir  şey kalmayacaktır. Sayısız açık delillerle varlığı meydanda olan Zâhir Sensin; Senden ayan hiçbir nesne olamaz. Varlığının keyfiyeti gözlerden ve idrakten uzak olan Bâtın da yine Sensin; Senden başka hiçbir şey bizzat mevcut değildir. Allahım! Seninle aramıza –göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa– hiçbir engelin girmesine fırsat verme ve bizi hiçbir zaman huzurundan kovma! Bize –bizim istihkakımıza göre değil de– Senin keremine yakışır bir şekilde muamelede bulun. Ne olur, işlediğimiz günahlardan dolayı bizi azaba uğratma! Ya Rab! Bu muhtaç ve müştak kullarına muhabbetinin halavetini tattır da, sinelerimiz inşiraha ersin.. marifetinin nurlarıyla zâhir‐bâtın bütün latîfelerimizi öyle aydınlat ki, kalblerimiz bir kez daha hayat bulsun.. gönüllerimizi esmâ‐i hüsnânın ve sıfât‐ı sübhâniyenin ziyasıyla tenvir buyur ve bizi Yüce Nebi’nin sünnetini ihya edebileceğimiz kıvamda faydalı bir ilimle rızıklandır! Rabbimiz! Bütün bunlara mazhar olabilmek için Senin rahmet ve merhametine iltica ediyor; havl ve kuvvetine sığınıyoruz.. Sana, Senin yüce dinine ve sevgili kullarına karşı kin ve gayzla köpürüp duran insafsız ve vicdansızları da yine Sana havale ediyoruz! Ey yücelerden yüce Sultanımız! Senden, ulu ve münezzeh Zâtının nurlarıyla kalblerimizi ulvî hakîkatlere açmanı dileniyoruz. Salih kullarını aynı zamanda birer idrak ve anlayış  kahramanı haline getirdiğin gibi bizi de nezd‐i ulûhiyetinden göndereceğin marifet vesilesi ilimle donat ve idrak ufku açık kullarından eyle.. dostlarının duyuş  ve görüş  hislerini nasıl inkişaf ettirmişsen, bizleri de öyle, sadece Seni görüp Seni duyan ve başka şeylere bakarken de yine Senin işaret ve emir buyurduğun çerçevede bakan bahtiyar kullardan kıl! Ey Mevlâ‐yı Müteâl! Gelip Sana ulaşan yolları biz şaşkın kullarına da göster.. fazlınla işlerimizi kolaylaştır ve bizi başka değil sadece –libasların en hayırlısı olan– takva elbisesiyle zinetlendir. Bütün bunları Sen’den diliyoruz Ya Rabbenâ; dileniyoruz, çünkü Sen her  şeye gücü yeten, kudreti sonsuz yegane zâtsın. Rabbimiz! Ne olur, bize de rahmet, şefkat ve merhametinle muamelede bulun; bulun da her türlü tasa, gam ve darlıktan çıkış yolları nasip eyle!  Ey merhameti sonsuz Yüce Rabbimiz! Biz âciz ve pürkusur kullarını Senin sevmediğin ve hoşnut olmadığın vadilerde dolaşmaktan muhafaza buyur.. Senin yüce nezdinde mâlâyaniyat sayılan ne kadar meşguliyet varsa bizi onlardan uzak tut.. ne şekilde ârız olursa olsun, bütün bulanık düşüncelerden ve kirli hayallerden de zihnimizi ve kalbimizi koru.. enbiyâ ve mürselîn efendilerimizi donattığın gibi, onların yollarından yürümeye azmetmiş bu muhtaç bendelerini de değişik ve sürpriz mevhibelerinle donat! Ey her  şeye gücü yeten ve kullarına onların  şah damarından daha yakın olan Rabbimiz! Gidecek başka hiçbir kapısı olmayan ve işlerini yoluna koyabilecek yegâne güç ve kuvvet sahibi olarak sadece Seni bilip Seni tanıyan bir düzine çaresiz yine kapına geldik ve yine bize yardımcı olmanı diliyoruz. Ne olur, bizi göz açıp kapayıncaya kadar hatta daha az bir zamanda bile nefsimizle başbaşa bırakma.. nurunla tecellî buyurup, Sana ulaşan yolları bize de göster.. fazlınla bizi öyle çepeçevre kuşat ve öyle iğnâ buyur ki, Senden başka hiçbir kimseye en ufak bir ihtiyacımız kalmasın; kalmasın da Senin hakîkî dostların gibi biz de her zaman başkalarına karşı müstağnî yaşayabilelim. Ya Rab! Sana dilbeste olmuş  ve Rasûlünü gönülden tasdik etmiş  şu kullarını Yüce Nebî’nin risalet davasını omuzlamaya muktedir sâbit kadem insanlar haline getir.. getir ki, ufkumuzu Sadece Senin nâm‐ı celîlini ve Rasûlünün yâd‐ı cemilini âfâk‐ı âleme ulaştırma gaye‐i hayali tutsun ve kalbimiz yüce dinine hizmet etme düşüncesinden başka bütün yüklerden kurtulsun. Aynı zamanda bizi bu ağır ve zor yolda inayetinle takviye buyur, buyur ki Senin işaret ettiğin istikâmette yürümeye muvaffak olabilelim.. bâtın ve zahirimizi, sevdiğin kullarının evsâf‐ı hasenesi ve nezd‐i uluhiyetinde hoşnutluğa mazhar olmuş amelleriyle güzelleştir.. ulûhiyet ve rubûbiyetinin esrârından bizim üzerimize de sağanak sağanak yağdır! Ya Rabbena ve Ya İlahena! İçler acısı hâlimize merhamet buyurup bize de re’fet ve lütufla muamelede bulunmanı ümid ediyor ve diliyoruz. Sana iman etmiş insanlar olmanın izzetini bizim gönüllerimize de duyur!  İçine düştüğümüz bir kısım yakışıksız fiillerden dolayı bizi muâheze etmemen ve taksîratımızdan dolayı cezalandırmaman evvel‐âhir niyazımızdır. Sen dilediğini yapmaya muktedir yegane Zât, biz ise Senin bir kısım günahkar kullarınız; ne olur, cismaniyetin ve hayvaniyetin kirlerinden bizleri de arındır ve sâlih kullarını hususî inayet ve sıyanetinle nasıl te’yîd buyurmuşsan bizi de öyle tutup destekle! Nezd‐i ulûhiyetinden göndereceğin fevkalade ve sürpriz tecellilerle ölmeye yüz tutmuş  kalblerimizi ve sönmek üzere olan ruhlarımızı ihya buyur.. maddî‐manevî hastalıklarımıza şifa ihsan et.. sinelerimizi paklaştır, gönüllerimizi pür nur eyle.. hâlimizi salaha erdir; hem öyle erdir ki, ey biricik Mevlamız ve biricik Seyyidimiz, içimizde sadece sâlih düşünceler kalsın ve kalblerimiz fâsit bütün mülahazalardan, hatta onların kırıntılarından bile sıyrılsın! Rabbimiz! Yüce katından öyle bir rida ile biz muhtaç ve müştak kullarını giydir ki, şeytanların ve durma dinlenme bilmeden hep kötülüğü emredip duran nefs‐i emmarenin zararlarından emin olabilelim!