İLETİŞİM VE SOSYAL MEDYA
HESAPLARI

okumapusulasi@gmail.com

Bir Sorum Var

Haftanın Pusulası 16

  •  EVRAD U EZKAR  (30 DK)
  • 1 Cevşen Hatim Paylaşımı
  • 1 Munacatül Kur’an
  • 1 Cuma  Suresi
  • Ya Berr  202 (İyilik ve ihsanı sınırsız olan)
  • Ya Vekil  66 (Kendisini vekil kılanların bütün işlerini yapan)
  • Ya Vali   47 (Kainatı tek başına ilan eden)

İzleme

MÜZAKERELİ OKUMA (60DK)

Bazı muallim şakirtlerin Üstadımıza yazdıkları mektuplar.

Bu vesileyle kıymetli öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlarız.

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ  وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

Risale-i Nur’a ve mübarek Üstad Hazretlerine hücum eden bir taş..

Uyku ile uyanık, rü’ya ile sayıklama arasında şurada burada saçma-sapan sözlerle dalalete kılavuzluk eden efendiler! İçinde bulunduğumuz bu asır tarîkat asrı değil, hakikat asrıdır. Deve ile menzil alan yolcular bir daha hasretiyle kavrulurken, nur-u Kur’an binlerce mu’cize ve kerametiyle bu uzun yolu Cenab-ı Hakk’ın izniyle uçsuz bucaksız çöllerden döndürüp en kısa ve en doğru bir yolu göstererek nur-u Muhammedî (A.S.M.) ile nur-u imana vâsıl eylemiştir elhamdülillah.

Ey deve yolcusu! Tayyareye bak. Sizler yola çıkmadan menzile ulaştı. Daha böyle kaç yüz yıl bu ibtidaî hayat, bu uzun yol devam edecek? Bağrı yanık yolcuya ebedî bir saadet deryası olan Kur’an ve iman kevserinden kana kana ne zaman içirebilecek? Yoksa deve de yolcusu ile beraber serab olup, kaybolup gidecekler mi?

Dinleyiniz ey kısa görüşlü, basma kalıp suret insanları! Şimdi sizlere mübarek Nur Üstadımızın büyük sözleriyle cevab verelim. Risale-i Nur’un tam hakikatını anlatmaya bizim değil, bu zamanda hiç kimsenin kudreti yetmeyeceği gibi onu ancak Cenab-ı Hak bildirir. Bizim en büyük düşmanlarımız olan şeytanlar, komünistler ve masonlar bu nuru söndürmeğe çalışmışlar ve fakat bir türlü muvaffak olamamışlar. İnşâallah hiçbir zaman olamazlar. Çünki Risale-i Nur öyle bir nurdur ki, üfledikçe parlar. Çünki bu nuru Cenab-ı Hakk’ın izniyle Kur’an-ı Azîmüşşan yakmıştır. Bütün cihan gayret etse nur-u Kur’an’ı onun içinden süzülen berrak nuru Risale-i Nur’u söndüremez. Risale-i Nur’a girmeyenler, bu nurun kıymetini anlayıp takdir edemezler. Eski atalardan kalma meşhur bir söz vardır: Çift sürüp ekin ekmeyen, sofraya yemek dökmeyen, arı kahrını çekmeyen, balın kadrini ne bilsin? Bal Risale-i Nur’dur. Bu nur deryası dalalet batağından kurtarıp yıkayarak gönlünü ve ruhunu iman nuruyla dolduran öyle bir irfan ummanıdır ki, bu berrak deryadan süzülen tevhidler, iki cihan nuru Muhammeden-il Mustafa (A.S.M.) yoluyla Cenab-ı Hakk’a varır. Hayy-ı Kayyum olan Cenab-ı Rabb-ül Âlemîn razı olduktan sonra isterse bütün cihan küsse ne çıkar? Yeter ki o razı olsun. Risale-i Nur en kısa ve en kestirme ve en doğru bir yolu talim eden öyle bir hak yolcusudur ki, gençliğimizi ve bütün Nur’a sarılanları Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle dalalet bataklıklarından kurtarıp iman ve irfan nuruna garkeder. Mesleğimiz tarîkat değil hakikattır. Rehberimiz Kur’an, şiarımız iman ve irfandır.Nasılki bedeni rahatsız olan bir hasta doktoru ararsa, ruhî ve imanî hastalıkların tabib-i hakîmi ve komünist ve masonluğun tiryak ve panzehiri olan Kur’an ve onun bir âyinesi ve elmas kılıncı Risale-i Nur’dur. Risale-i Nur’da ne riyazet, ne sülûk, ne çille ve ne tarîkat merasimi olmadığı gibi en kısa yoldan Hakk’ı bilen ve saadete giden en kısa, nurlu bir yol ve gönüllerde yaşayan ruhî bir rabıtadır. Tenkidler, sizin gibi ağıza yakışmayan sözlerle değil, fikir mücadelesiyle olmalıdır. Bütün dünyanın Bediüzzaman diye büyük bir sıfat verdiği Üstadı, kendinizden aşağı görmenize karşı Yunus Emre Hazretlerinin şu kıt’ası hatırıma geldi:

İlim, ilim bilmektir. İlim, kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.

dediği gibi siz kendiniz yolun ne olduğunu bilmeden, işkembe-i kübradan ağız dolusu boyuna atıyorsunuz. Celaleddin-i Rumî Hazretleri ne için Mevlevî Tarîkatını kurdu biliyor musun? O mübarek zâtın zamanında bütün kanunlar ve bütün ahkâm şeriat-ı Muhammedî (A.S.M.) ve nur-u Kur’an ahkâmına göre hükmediliyordu. Fakat şimdi Avrupa kanunları ve hükmü yürüyordu. Eğer o mübarek zâtın zamanında da böyle birşey vaki’ olsa idi, Celaleddin-i Rumî Hazretleri Mesnevi veya Risale-i Nur gibi bir tiryak ve panzehir bulur ve onu talim ettirirdi. Çünki tarîkatla mahdud kimselerin imanını kurtardığı gibi, neşriyatla umumun imanı kurtarılıyor.

Bir de Üstadımızı Said-i Kürdî diye itham ediyorsunuz. Sizin Türk olduğunuz ne malûm? Kim bilir hangi karışık bir suyun tortusu ve döküntüsüsünüz. Çünki dinsizlik komitesine bilmeyerek yardım suretinde, dindar sîrette bir komünist olmak ihtimaliniz var.

Dinle ey gafil, karanlık zulümat selinin önüne katılan kendini bilmez adam! Bediüzzaman denilen o zât, nesli ne olursa olsun hakiki milliyeti İslâmiyettir. Fakat bu çok şefkatli zât, sizler gibi keramet değil, istikamet aradığı için daima kendini toprakla beraber bilip başına gelen felâketleri ve ona yapılan bütün eza ve cefalara siz gibi şekva değil daima şükran-ı nimet bilip rıza-i Hak için Eyyüb Aleyhisselâm gibi daima Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler etmiş. Hâlık-ı Zülcelal de bu mübarek zâta sabrının mukabili olarak, Risale-i Nur’u ihsan-ı İlahî ile âhirzamanda dalalete düşen bir kısım ümmet-i Muhammed’i kurtarmak için vermiştir. Elhamdülillah Cenab-ı Hakk’a binlerce ve yüzbinlerce hadsiz şükür olsun, Risale-i Nur’a sarılan bütün talebelerini kurtarmış. Şimdi de izn-i Hak’la Nur’a yapışan ehl-i dalaleti dahi kurtarmaktadır. Bunun için Cenab-ı Hak mübarek Üstad Hazretlerinden ebediyen razı olsun. Bizler hiç kimseye kötülük yapmamağa ve daim hasım olanları da ihvan eden bir mesleğimiz olduğu için, yine de iddia ediyoruz ki: Risale-i Nur’u okusunlar ve imanlarını kurtarsınlar, Cenab-ı Hak ıslah eylesin derken, “Güneş balçıkla sıvanmaz” diyerek ilmi ve irfanı ve imanı, insanlığı, beşeriyetin ve ebediyetin bütün esaslarını öğrenmek isterseniz, Risale-i Nur’u okuyun.

Âciz, çok kusurlu,

Nur talebelerinin son yolcusu

Osman Aydın

Kardeşlerim

Bu Muallim Osman, Ceylân’ın hapis arkadaşıdır. Ondan tam ders almış. İkinci bir Ceylân  olmak kabiliyeti var. Medâr-ı hayrettir, duamda Nurcular dairesinde hergün isimleriyle yâd ettiğim iki sofî meşrep, kendilerini satmak fikriyle bana ve Nura iliştiklerine dair mektup geldi. Ben gücenmedim, onları daha ziyade duama aldım. Aynen eskiden İstanbul’da eski partinin desiseleriyle bize ilişen malûm ihtiyar şeyh gibi, onları hem kendime mübarek kardeş, hem dost bildim, hakkımı helâl ettim. Fakat iki İhlâs Lem’alarını okumalarını arzu ediyorum.

Kardeşlerim, siz dahi böylelerden gücenmeyiniz, münakaşa etmeyiniz.

Said Nursî

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Çok muhterem fazîletlû Üstadımız Efendimiz Hazretleri.. Ey Hazret-i Üstad..

Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve keremiyle biz zaif ve biçarelere hediye ve emanet buyurduğunuz nurlar fânî vücudumuzun dahil ve hâricini tenvir ederek ebediyete kuvvetli bir elektrik nuru bahşetmekle beraber nurlar çerçevesi dahilinde bulunan bütün nurlu kardeşleri öyle birbirimize bağladı ki, hiçbir insani kuvvet ve tesir bu rabıtayı kesip izale edemiyor. Çünki اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ âyet-i celîlesinin sırrı olan tam kardeşlik şerefini ancak Risale-i Nur temin etmiştir. Öyle kardeşlik ki, bugün ve bu zamanda bir hanede yaşayan ana-baba bir, iki kardeşin birbirine temin edemediği muhabbet ve hürmet ve tesanüdü ancak Nur’lar temin etmiştir. Bizzat fakir, nâciz talebenizin bu defaki seyahatimde bu samimiyete şâhid oldum.

Ey unutulmaz ve unutmak imkanı olmayan Hazret-i Üstad.. Nasıl ki şu fâni dünyanın zemin ve semasında hadsiz masnular Cenab-ı Sani-i Zülkerimin turra-i ilahiyesini muhafaza ederek biz zîşuur kullarına nasıl müşahede ettiriyorlarsa bugün göğüslerde tutulan bunca Risale-i Nur eczalarının herbir kelime ve cümle ve satırları da hakikat-i imaniye ve saadet-i ebediyeyi müşahede ettiriyorlar. İnşaallah siz daha çok sıhhatle yaşarsınız nihayet bu fânîden ebede göç ettikten sonra bile nurların yazıları silinip kayıp oluncaya kadar siz Üstadımızı bütün müminlere dualarında müşahede ettirecektir. İnşaallah Cenab-ı Hakkın lütuf ve kereminden dileriz ki, “Nur’lar vasıtasıyla bağladığınız biz günahkar zaif talebe ve kardeşlerinizi haşir zamanındada Cenab-ı Rabb-i Kerîmimizin izn-i ilahiyesiyle bir ordu ve bir tümen halinde livâ-ül hamd ismindeki mübarek sancak-ı şerîfi altında Peygamberimiz (S.A.V) Efendimiz Hazretlerine takdim ve teslim edeceğinizi Cenab-ı Hakk’ın rahmetinden muhakkak ümit ediyoruz. Ve bu teselsül eden nimetleri ihsan eden hâlıkımıza nâmütenâhi lâ-yuadd velâ-yuhsâ hamd ederiz.

هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى

Ve siz Üstadımıza ebediyen minnettar ve arz-ı şükran eyleriz. Ve bu hizmetinizden Cenab-ı Hakk sizden ebediyen razı olsun.” dua ve fertadıyla hatm-i kelam eylerim, Efendim Hazretleri..

Oğullarım Doktor Hakkı ve Hüsnü ve bütün efrad-ı ailem ve Dadaylı nur kardeşlerimizin cümlesi iştiyakla mübarek ellerinizden öperek hayırlı dualarınızı rica ederler. Ve ayrıca Daday’a gelen Araçlı Vaiz Tahir Efendi hürmetle ellerinizden öper. Oradaki kardeşlerimize başta Ceylan Efendi olduğu halde cümlesine selam eder eyyam ve leyle-i mübarekelerini tebrik ederiz. Alâ kadr-il istitâa elimizde mevcut nur eczalarından iştiyaklılara göndermeye kemâ fi’s-sâbık devam ediyorum. Fakir, aciz, nâciz, câhil talebeniz,

Dadaylı Muallim Hâfız

Hasah Hayri 

(Lâhika’ya girsin)

(Risale-in Nur’un bir ehemmiyetli şakirdi olan Muallim İhsan Abdurrahman’ın fıkrasıdır.)

Münevver ve muazzez kardeşlerime!

بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَ عَلَى آلِهِ وَ اَصْحَابِهِ وَ اَوْلِيَائِهِ

وَ اَصْفِيَائِهِ وَ الشُّهَدَاءِ وَ الصَّالِحِينَ مِنْ اَوَّلِ الزَّمَانِ اِلَى آخِرِهِ

Rahman-ı Rahîm olan Hâlıkımızın inayetiyle şu asrımızda Risale-in Nur’un tam ve hususî risalelerin sonlarında gösterdikleri her talebe ve kariîn-i kiram tarafından görülmektedir. Bu da Risale-in Nur müntesiblerinin akibetlerinin nurlu olacağını da gösterebilir. Zira bir ism-i İlahî o Nur, Risalelerinin ismi Nur, talebelerin akibeti Nur, Yâ Rab olsun nur-un alâ nur! Âmîn…

Din aleyhine zuhur eden her türlü itiraz ve tezvirat ve tecavüzü reddederek Risale-in Nur ile zev-il ukûlü daire-i iman ve marifet-i İlahiyeye bariz ve açık temsilatlarıyla davet ediliyor. Ve Asr-ı Saadet’ten zamanımıza kadar birçok muhakkikîn ve müçtehidînin tahkikatlarına mutabık olarak zülcenaheyn emsal ve irşadatıyla her türlü şekk ü şübehattan tecrid ve tahlis ile neşr-i esrar-ı Kur’an ve-l iman hizmetiyle de indallah taltifimiz, İhlas Risalesi’nde tebşir ve şirket-i maneviye-i imaniyede gece gündüz her saat ve dakikada Risale-in Nur’un üstad ve talebelerinin Cenab-ı Rabb-ür Rahîm’den ecr-i uhrevî ve rıza-yı ebediyeti tefekkür ve teemmül ânında Beytullah olan kalb-i mü’minînde âşık, sadıkîn, hâlifînin İlahî istirhamat ve âmînini de burada tekrar hatırlatalım ve umumi bir istirhamat ederim:

Yâ Rabb! Bizleri muhatab kıldığın rıza ve cemal-i bâ-kemalini ebediyen bahşettiğin zümre-i naciyeden ayırma!  وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍٍ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍٍ gibi âyât-ı beyyinat ve kelâm-ı ezel ve ebedîsiyle bildirdiği emsali nâmesbuk Risale-in Nur’u ikmal-i nüsah eden bahtiyarlar vird edinmeli ve yazanlar sür’atle ikmal etmeli ve hizmet-i Kur’aniye ve imaniyeyi bihakkın îfa için tevfikat-ı İlahiye celbine vesile olan hizmete devam etmeli.

Lillahilhamd talebe kardeşlerle sohbet ve teşrik meyanında, vesvese ve ataleti ref u izale hususunu, Risale-in Nur’u işaret ve beyanatını şu şekilde temsil ettim: Şimdiye kadar gördüğüm tefsir-i Kur’an ve ehl-i keşf kitabları, zamanlarına göre inayet-i Hak’la tenvir ve irşad ile bazı ihbarat-ı gaybiyede bulunmuşlarsa da beşerin kanatlanarak uçtuğu ……… ve fünun-u hazıra-i hayretnüma ve şaşırtıcı cereyanlar içinde kalan ve nefs-i emmarenin tam azgın bulunduğu şu zamanda beşer dimağına hakikat ve marifet-i İlahiyeyi ilmelyakîn ve aynelyakîn muhakemat ve temsilat ile nakş u tarif eden ve Risale-in Nur tavsif-i İlahîsiyle zuhur eden Risale-in Nur’un hâlis talebelerine ve insanlara gösterdiği marifet-i İlahiye ve imaniyeyi sondur diyebilirim. Zira şimdiye kadar görülmeyen fen ve keşfiyat ve vukuat karşısında Risale-in Nur emsali nâmesbuktur. Beyanatı aynelyakîn ve meşhuddur. Zira bir şehirden diğer bir şehire giden bir yolcu “Bismillah” okur, her ileri adımını arzusuna yani varacağı şehre yanaştırır. Gördüğü yollar acaib ve garaiblikler ve bilmediği ve işitmediği şekil sözler ve âhenkler içinde kalbi heyecan ve iştiyakla dolu ve gittikçe artan bu hallerden anlıyor ki; varacağı şehrin kıymetli fakat şehre yanaştığı zaman bir duman şehrin semasında siper gerisinde iken hâkim noktaya çıkılarak o dumanın sıyrıldığı vakit şehir tam görünür. Şübhe kalmaz şehir bu şehirdir der, rahat olur. İşte Sözler bu şehr-i hakikat u esrara bir sırat-ı müstakim açmış gösteriyor. Zamanın ince …… dolaşmasına yani kıyametin yakın olmasına delalet ettiğini yol üzerindeki acaib ve garaibin şimdiye kadar anlatılamıyan, görülemiyen fenn-i hazıra ve insanların düştüğü girdablar dolayısıyla Risale-in Nur son şehr-i hakikat ve son görüş ve anlatış olduğu anlaşılıyor. Bu korkunç ve aldatıcı yolda Risale-in Nur’un ruhlarımıza bahşettiği feyz, nur, iman, ihlas ile hergün artan metanet ve aşk-ı İlahîmiz binbir esmasıyla muttasıf Hâlık-ı Celil ve Cemilimize bağlıyor. Yâ Rab! Yâ Mücîb-es Sâilîn! Üstadımızı ve talebelerini hizmet-i Kur’anda lütfunla daim eyle, âmîn!

Birinci Söz’den Otuzuncu Söz’e kadar Kamer’in devre-i ziyaiyesine benzetiyorum. Birinci Söz Kamer’in semada tam görünüşü. Diğer Sözler maanî ve rumuzatı anlayışı geceyi uykusuz geçirenlere görünen ay gibidir. Her biri birer parlak yıldız, birbirine bakar gözleri var. Otuzuncu Söz “Utarid”, Otuzbirinci “Zühre” seyyaresi, Otuzikinci bir güneş ve hâkeza her bir risale hakikat semavatında birer seyyare, birer Kamer, birer şems-i tâbândır. Yâ Rab! Bizi ebedî hikmet-i Kur’aniye ile ihya et ve hizmetinde muvaffak eyle, âmîn!

Risale-i Nur şakirdlerinden

Muallim İhsan

DUA (5DK)

Merhametine hudut olmayan yüce Rabbimiz! Senden dünya hayatımız itibariyle biz pürkusur kullarına itikatta, amelde, yemede, içmede, hâlde, sözde ve bütün davranışlarda dosdoğru olmayı nasip etmeni, âhirette de Cennetle ve sürpriz nimetlerinle sevindirmeni diliyoruz. Diliyoruz zira Sen lütuf ve ihsanda bulunmakla maruf, iyiliğini asla esirgememek ve keremini başlarımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdırmakla da mevsufsun. Bütün işlerimizi en güzel neticelerle neticelendir.. bu muhtaç bendelerini sürpriz ve fevkalâdeden lütuflarınla sevindir.. Rahmâniyet ve Rahîmiyetinin muktezasını yerine getir de, ikramlarınla şâd olalım, ey rahmet ve şefkatiyle kâinatı okşayıp duran Raûf ve Rahîm! Allahım! Bize, kadın‐erkek kardeşlerimize, arkadaşlarımıza, dostlarımıza iman ve Kur’an yolunda hizmet etmeyi kolaylaştır, (kolaylaştır da Senin nâm‐ı celîlinin ulaşmadığı hiç bir köşe‐bucak kalmasın) ve bize istihkakımıza göre değil de engin merhametinin iktizasına göre muamelede bulun. Merhameti sonsuz ve gücü her  şeye yeten Allahım, Sen bize yetersin; Sen her ihtiyacımıza kâfî ve vâfîsin. Kapına yönelenlerin teveccühlerinden haberdar bulunduğun gibi bizim dualarımızı da mutlaka duyarsın.  Bizi sıyanet buyur ey yegâne Koruyanımız.. dinimize ve dünyaya müteallik bütün işlerimizde insî ve cinnî  şeytanların, durmadan kötülüğü emredip duran nefs‐i emmarenin vereceği zararlardan, inanan kullarına karşı kalpleri kin ve nefret duygularıyla dopdolu düşmanların saldırgan davranışlarından bizi muhafaza et, ey her zaman inayetiyle bizimle beraber olan Rabbimiz.. onların tuzaklarından, komplolarından bizi ve gönlünü Senin dinine vermiş bütün inananları himaye eyle.. hile ve hud’alarını başlarına çevir ve onları mağlup bir vaziyette gerisin geriye döndür.. bilerek yahut bilmeyerek işlediğimiz hata ve günahlardan dolayı bu hak‐hukuk tanımaz insafsızları başımıza musallat eyleme.. hedeflerini gerçekleştirmelerine müsaade etme ve bize, ihsan çeşmenin tatlı bir suyu olan, “Gel ve endişe etme, çünkü sen güven içinde olanlardansın” hakikatini tattır! Ey bütün cebbar ve gaddarları azamet ve ululuğuyla dizginleyip durduran ve bize yüce dinimiz  İslam’a ve kemerbeste‐i ubudiyetle ona yürekten bağlanmış  müslümanlara kinle, nefretle düşmanlık besleyenleri kudretiyle çepeçevre kuşatan Yüceler Yücesi Rab! Senden sırf Sana inandıkları için, inanan kullarına adavet besleyen insafsız ve yola gelmez kimselerin ağızlarına gem vurmanı, ellerine kelepçe geçirmeni, ayaklarına zincir takmanı diliyoruz.. biz masum ve garip kullarına merhamet buyur da bize karşı kin ve nefret duygularıyla oturup kalkan hasetçilerin menfur emellerine ulaşmalarına müsaade etme.. bizi nusretinle te’yid buyur.. Tâhâ ve Yâsin hakkı için, Peygamberlerin Efendisi yüzü suyu hürmetine bütün  şerlerden ve  şerirlerden Senin Hâfiz isminle ve sevdiğin kullarını siyanet edip koruduğun diğer isimlerinle bizi de muhafaza buyur!  Allahım! Biz, Senin müslüman kulların, mahzun ve kederli olarak huzuruna geldik. Senden sıkıntılarımızı gidermeni, gam ve hüznümüzü de izale buyurmanı dileniyoruz.. dileniyoruz zira Sen kapına koşanları hiç bir zaman eli boş geri çevirmezsin. Ya Rab! O sahip bulunduğun en güzel isimlerin ve en ulvî sıfatların hakkı için günahlarımızı mağfiret buyurmanı, kusur ve ayıplarımızı örtmeni, bizi sevip razı olduğun amelleri işlemeye muvaffak kılmanı, Sana gönül bağlamış  bütün müslüman kullarını haddini aşıp saldırganca davranan, düşmanlık duygularıyla oturup kalkan ve her zaman komplo peşinde koşan insanlık mahrumlarına karşı nusretinle te’yîd buyurmanı istirham ediyoruz. Gelip başımıza çöreklenen her türlü üzüntü, tasa, keder, sıkışıklık hâllerinden kurtulmamız için bize nezdinden bir fereç ve mahreç, bir çıkış yolu gönder.. varıp Sana ulaşan dosdoğru yolu göster ve bize takva elbisesini giydir. Çünkü düşenlerin günahlarını bağışlama  şanına yaraşan yegâne zât Sensin.  Ey her şeyin perçemini elinde tutan ve bütün kapıların anahtarları sadece Kendi nezdinde bulunan Yüceler Yücesi Rab! Senden, bizi masivanın bütün kayıtlarından azat etmeni ve en hayırlı kapıları biz muhtaç kullarına açmanı diliyoruz. Bu pürkusur bendelerini sadece Sana, hem de en mükemmel bir  şekilde kullukta bulunmaya muvaffak kıl.. Rahmet ve inayet tecellilerinle ihtiyaçlarımızı gidererek Sen’den başka her  şeyden ümidimizi kes (kes ki, aradıklarımızı sadece Senin kapında arayalım).. içimizde  şeytanın ve her zaman kötülüğü emredip duran nefislerimizin taleplerine karşı bir ürperti uyar.. bizi hükmünden ve icraat‐ı sübhaniyenden hoşnut, sağanak sağanak yağdırdığın lütuflarının şükrüyle gerilmiş, Zatını ve isimlerini yadetmekten engin bir haz duyan ve Sana kavuşmaya karşı her zaman iştiyakla dopdolu olan kullarından eyle! Rabbimiz! Engin rahmetine iltica ediyor ve bizi başka değil, sadece, ulu dergâhının önünde yana yakıla içini döken, yüzünü yalnızca Sana dönen, Senin emir buyurduğun yolda yürüyen ve bütün bunlarla sadece ve sadece Senin hoşnutluğunu murad eden kulların hâline getirmeni istirham ediyoruz