İLETİŞİM VE SOSYAL MEDYA
HESAPLARI

okumapusulasi@gmail.com

Bir Sorum Var

Haftanın Pusulası 20

  •  EVRAD U EZKAR  (30 DK)
  • 1 Cevşen Hatim Paylaşımı
  • 1 Tevhidname Paylaşımı
  • 1  Mülk suresi
  • Ya Latif  129   (Herkese lutuf ve ıhsanda bulunan, letafetiyle herşeye nüfuz eden)
  • Ya Vali   47    ( Bütün kainatı tek başına yöneten )
  • Ya Veli   46     ( Seven, yardım eden, gerçek ve yegâne dost, yardımcı olan)

İzleme

MÜZAKERELİ OKUMA (60DK)

5. ŞUA

Üç küçük mesele

Birinci mesele

Rivayetlerde Hazret-i İsa Aleyhisselama “Mesih” namı verildiği gibi her iki Deccala dahi “Mesih” namı verilmiş ve bütün rivayetlerde

مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ.. مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ

denilmiş. Bunun hikmeti ve te’vili nedir?

Elcevap: Allahu a’lem, bunun hikmeti şudur ki: Nasıl ki emr-i İlâhî ile İsa Aleyhisselâm, şeriat-ı Mûseviyede bir kısım ağır tekâlifi kaldırıp şarap gibi bazı müştehiyâtı helâl etmiş; aynen öyle de, büyük Deccal, şeytanın iğvâsı ve hükmüyle şeriat-ı İseviyenin ahkâmını kaldırıp Hıristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini idare eden rabıtaları bozarak anarşistliğe ve Ye’cüc ve Me’cüc’e zemin hazır eder. Ve İslâm Deccalı olan “Süfyan” dahi, şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışarak, hayat-ı beşeriyenin maddî ve mânevî rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer, hevesat-ı müteaffine bataklığında birbirine saldırmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamaz.

İkinci mesele

Rivayetlerde, her iki Deccalın harikulâde icraatlarından ve pek fevkalâde ikti-darlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş. Hattâ bedbaht bir kısım insanlar, onlara bir nevi ulûhiyet isnad eder diye haber verilmiş. Bunun sebebi nedir?

Elcevap: اَلْعِلْمُ عِنْدَ اللهِ icraatları büyük ve hârikulâde olması ise: Ekser tahribat ve hevesata sevkiyat olduğundan, kolayca harikulâde öyle işler yaparlar ki, bir rivayette, “Bir günleri bir senedir.” Yani, bir senede yaptıkları işleri üç yüz senede yapılmaz denilmiş. Ve iktidarları pek fevkalâde görülmesi ise, dört cihet ve sebebi var:

Birincisi: İstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükûmetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukua gelen terakkiyat ve iyilikler haksız olarak onlara isnad edilmesiyle, binler adam kadar bir iktidar onların şahıslarında tevehhüm edilmeye sebep olur. Halbuki, hakikaten ve kaideten, bir cemaatin hareketiyle vücuda gelen müsbet mehâsin ve şeref ve ganimet o cemaate taksim edilir ve efradına verilir. Ve seyyiat ve tahribat ve zayiat ise, reisinin tedbirsizliğine ve kusurlarına verilir. Meselâ, bir tabur bir kal’ayı fethetse, ganimet ve şeref süngülerine aittir. Ve menfî tedbirlerle zayiatlar olsa, kumandanlarına aittir.

İşte hak ve hakikatin bu düstur-u esasiyesine bütün bütün muhalif olarak müsbet terakkiyat ve hasenat o müthiş başlara ve menfî icraat ve seyyiat bîçare milletlerine verilmesiyle, nefret-i âmmeye lâyık olan o şahıslar, istidrac cihetiyle, ehl-i gaflet tarafından bir muhabbet-i umumiyeye mazhar olurlar.

İkinci cihet ve sebep: Her iki Deccal, âzamî bir istibdat ve âzamî bir zulüm ve âzamî bir şiddet ve dehşetle hareket ettiklerinden, âzamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acip bir istibdat ki, kanunlar perdesinde herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler. (Zannederim, asr-ı âhirde İslâm ve Türk hürriyetperverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hatâ bir cephede hücum göstermişler.) Hem öyle bir zulüm ve cebir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harap ve yüzer mâsumları tecziye ve tehcir ile perişan eder.

Üçüncü cihet ve sebep: Her iki Deccal, Yahudinin İslâm ve Hıristiyan aleyhinde şiddetli bir intikam besleyen gizli komitesinin muavenetini ve kadın hürriyetlerinin perdesi altındaki dehşetli bir diğer komitenin yardımını, hattâ İslâm Deccalı masonların komitelerini aldatıp müzaheretlerini kazandıklarından, dehşetli bir iktidar zannedilir. Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise, gayet muktedir ve dahi ve faal ve gösterişi istemeyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrâzam ve gayet cesur ve iktidarlı ve metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder. Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnat ve o vasıtayla koca ordunun ve hükûmetin teceddüt ve inkılâp ve harb-i umumî inkılâbından gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyatı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir.

Dördüncü cihet ve sebep: Büyük Deccalın, ispritizma nevinden teshir edici hassaları bulunur. İslâm Deccalının dahi, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hattâ, rivayetlerde “Deccalın bir gözü kördür” diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccalın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü, öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadîste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan, yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder.

Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder. Avâm‑ı nâs hakikat-ı hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler.

Hem şanlı ve kahraman bir millet, mağlûbiyeti hengâmında, böyle istidraçlı ve şanlı ve tali’li ve muvaffakiyetli ve kurnaz bir kumandanı bulunduğundan, gizli ve dehşetli olan mâhiyetine bakmayarak, kahramanlık damarıyla onu alkışlar, başına kor, seyyielerini örtmek ister. Fakat kahraman ve mücahid ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur-u iman ve Kur’ân ışığıyla hakikat-ı hali göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılır.

Üçüncü Küçük Mesele

Medâr-ı ibret üç hâdisedir.

Birinci hâdise: Bir zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ömer Radıyallahu Anh’a Yahudi çocukları içinde birisini gösterdi, “İşte sureti” dedi. Hazret-i Ömer Radiyallahu Anh, “Öyle ise ben bunu öldüreceğim” dedi. Ferman etti: “Eğer bu Süfyan ve İslâm Deccalı olsa, sen öldüremezsin; eğer o olmazsa, onun suretiyle öldürülmez.”

Bu rivayet işaret eder ki, onun sureti, hâkimiyeti zamanında çok şeylerde görüneceği gibi, kendisi Yahudiler içinde tevellüt edecek. Gariptir ki, onun suretindeki bir çocuğu katledecek derecede ona hiddet ve adavet eden Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh), o Süfyan’ın en çok beğendiği ve takdir ettiği ve çok defa ondan senâkârâne bahsedeceği bir memdûhu Hazret-i Ömer’le çıkmış.

İkinci hâdise: O İslâm Deccalı, “Sûre-i وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ mânâsını merak edip soruyor” diye çoklar nakletmişler.

Gariptir ki, bu sûrenin akîbinde olan اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ sûresinde اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَيَطْغٰى cümlesi, onun aynı zamanına ve şahsına cifirle ve mânâsıyla işaret ettiği gibi, ehl-i salâta ve camilere tâğiyâne tecavüz edeceğini gösteriyor. Demek o istidraçlı adam, küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat yanlış eder, komşusunun kapısını çalar.

Üçüncü hâdise: Bir rivayette, “İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek”4 denilmiş.

لاَيَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللهُ bunun bir te’vili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu’yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.

Gariptir, hem çok gariptir: Yedi yüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur’ân’ın elinde şeref-şiar, bârika-âsâ bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istimal etmeye çalışır! Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor diye rivayetlerden anlaşılıyor.

وَاللهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ   لاَيَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّالله

HAFTANIN ÇAĞLAYANI (15DK)

                               DUA  ( 5 DK )

Kerem ve cömertliğine hudut olmayan yüce Allahımız! Senden, lütuf sağanağınla bizleri de sırılsıklam hâle getirmeni.. kullarının kalblerini bizim Sana iman ve teslimiyetten nebeân eden duygu ve düşüncemize yönlendirmeni.. biz zayıf ve muhtaç kullarını muhafaza ve himayen altına almanı.. Hayy ve Muhyî ism‐i celîllerinden gelen nurlarla ölmeye yüz tutmuş  gönüllerimize hayat üflemeni.. nezd‐i ulûhiyetinden ekstra bir armağan olarak göndereceğin ilm‐i ledün ile bilip duyma, duyup tanıma ve marifet ufkumuzu genişletmeni.. Senin nâm‐ı celîlini dünyadaki her yüreğe duyurma istikametinde didinip duran kullarına rahmetinle muamelede bulunarak açılım üstüne açılımlar nasip etmeni ve kerem kapını bizler için de ardına kadar açmanı diliyoruz. Rabbimiz! Bahtına düştük; ne olur, hep düşe‐kalka sendeleyerek yürüyen ve ruhları itibariyle bir paçavraya dönüşme tehlikesiyle her zaman karşı karşıya bulunan bu mücrim kullarını takva elbisesi, ihsan urbası, muhabbet ve kurb tacıyla zinetlendir! Sana müştak âşık kullarının başka her şeye kapandıkları gibi, Sen de bizim dışımızı ve içimizi, Cânân mülahazası dışındaki bütün fiil, duygu, düşünce ve hayallerden tecrîd eyle! Sevmediğin ve razı olmadığın ne kadar şey varsa, onların hepsinin dar mahpeslerinden bizleri kurtar! Ey bilinmesi gerektiği ölçüde bilmekten fersah fersah uzak bulunduğumuz yüce Rabbimiz! Bizi marifet denizinin derinliklerine daldır; daldır ki, kalblerimiz saffet bulsun, yolumuzun sonu da vuslat olsun! Bizi nurunla rızıklandır..  şek ve  şüphenin karanlık vadilerinden uzaklaştır.. zahirimizi ve batınımızı ilahî inayetinle te’yîd buyur ve bizi cismaniyetinin altında kalıp da ezilenlerin elîm akıbetine maruz bırakma! Ey kullarının dualarına her zaman mukabelede bulunan yüceler yücesi Rab! Bizim dualarımızı da kabul et.. bizi dünyada da, ukbada da kaybedenlerden eyleme.. her türlü bela ve musibetlerden sıyanet buyur ve umduklarımızın ötesinde sürpriz lütuflarınla sevindir! Rabbimiz! Biz yoktuk; Sen varettin. Fakat biz kendimize zulmettik, zulmettik de olmadık günahlar irtikap ettik, mesavîye girdik, Senin asla hoşnut olmayacağın vadilerde dolaştık. Ey Rab! Şimdi bütün bunları yüce huzurunda itiraf ediyoruz. Şayet bizi affeder ve bağışlarsan –Sen de biliyorsun ki– Sen’in mülkünden hiçbir  şey eksilmeyecektir. Bize azap edersen, o zaman da saltanatında bir ziyade olmayacaktır. Ey Kendini her kelamının evvelinde Rahman ve Rahîm diye tavsif buyuran Merhametliler Merhametlisi Rab! Sen dilersen bizden başka azap edecek başkalarını bulabilirsin. Ya biz! Senden başka merhamet edecek birisini asla bulamayız. (Öyleyse) rahmetinle muamelede bulun ve bize merhamet buyur, ey Rahîm ü Vedûd! Rabbimiz! Günahlarımızdan ve hatalarımızdan dolayı bize azap etme! Senin azabına uğrayarak helak olmaktan dolayı tir tir titriyoruz; bahtına düştük, ne olur, bizi azabından koru ve bize hem dünyada hem de âhirette afv ü âfiyet ver. Ey yüceler yücesi Allahımız! Senin kapından başka sığınacak yerleri olmayan biz muhtaç kullarını içine yuvarlandığımız bir takım yakışıksız amellerden dolayı muâhaze etme.. dönüp dolaşıp San’a gönül bağlamış  kullarına musallat olmak isteyen vatan, millet, insanlık ve din düşmanlarına fırsat verme.. bizi hem Senin hem de yüce habibin Hazreti Muhammed (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât)’ın asla dokunulamayan ve zarar verilemeyen himayene dâhil eyle ve yürüdüğümüz yolumuzu her biri birer takva âbidesi haline gelmiş  müttakî önderlerin yollarıyla birleştir.   Ey ihsanda bulunup kullarını mevhibeleriyle donatmakla hazinelerinden hiçbir  şey eksik olmayan yüce Rabbimiz! Bizi de günahların zarar veremeyeceği sağlamlıkta bir sadakat, yüzünü sadece Sana çevirmekle huzur bulan bir kalb ve yalnızca Cemal‐i bâ‐kemaline ulaşmakla itmi’nana erecek bir ‘sır’ ile donatmanı istiyoruz. 60. Ey Yüceler Yücesi Rab!  İşte yine Senin kalblere inşirah salan huzuruna geldik. Sana teveccüh ediyor, mukaddes iklimine sığınıyor ve teveccühümüze teveccühle hem de teveccüh‐ü tâmm ile mukabelede bulunmanı dileniyoruz. Bize aksine ihtimal verilmeyecek kadar güçlü ve olgun bir iman; hiçbir  şirk  şaibesiyle bulanmamış berrak bir tevhid telakkisi lütuf buyur. Kalblerimizi, Senin için sevilenler dışında zerresi bile Senden başkasına tahsis edilmemiş dupduru bir sevgiyle donat. Vicdanlarımızı kusursuz, pâk ve her hususta noksansız bulunduğun mülahazasına bağlanmış  ve Zat‐ı zülcelaline isnad edilmesinden hoşnut olmayacağın sıfatlardan azade kalmış  bir takdis düşüncesiyle mamur kıl.. ve iyilik mülahazasına kilitlenmiş  mukarreb kullarına ihsanda bulunduğun gibi bize de topyekün günah, hata, masiyet, batıl mülahaza ve hiçbir sağlam esasa dayanmayan kuruntulardan kurtulma yolları ihsan et!